8 Haziran 2009 Pazartesi

uzun uzun sanat tarihi bölüm3 (ninja tosbaalar)



1300lü yılların sonları ve 1500lü yılların avrupasında millet açlıktan biribirinin götünü yerken, şimdilerde medeniyetin kucağı dediğimiz topraklar üzerinde abdestsiz, yıkanmaktan bihaber, boklu götlerinin kokusunu saklamak için parfümü icad eden avrupalıların arasından 4 delikanlı, 4 mucize insan peydah olur. (aslında bu dönemlerde yaşamış yüzlürce sanatçı vardır ve eserleri müze depolarında sergilenmek için sıra beklemektedirler). leonardo, donatello, michelangelo ve raffaello zamanın kendilerini "asil" diye nitelendiren sosyete kokoşlarının cümle aleme hava olsun diye himaye altına aldıkları sanatçı tayfasıdır. ninja kaplumbağalar sayesinde hep beraber takılıp, bi odanın içinde ressamcılık yaptığını zannettiğimiz bu şahsiyetlerin durumu pekte komedi dans dörtlüsü gibi değildir. aksine donatello mesela diğer üçünden neredeyse 100 sene evvel doğmuştur.
bu muhteşem dörtlünün yüzlerce sanatçıdan sıyrılıp hala blogspotlarda mevzubahis edilmesi sebebi: sanatlarındaki kırmızı kurdelalık başarılarıdır. şimdi gelin bu sanat tarihinin altın basamaklarını kıssaca tanıyalım.

Donatello: 1356'da pırt, ve 1466'da cort. diğer üç sanatçının öncüsü. babası dokuma işçisi (overlokçu gibi bişey herhalde). floransalı ressam, heykeltraş, mimar bu ihtiyar delikanlının asıl branşı kuyumculuk.

Leanardo: 1452'de pırt, 1519'da cort. 67 yaşına kadar hiç aralıksız sanatla meşgul olan bu amca sadece Monalisa'yı yapmamıştır. ressam, heykeltıraş, mimar, mühendis, mucid matematikçi ve de frijit'dir. çiftçi bi kadının evlilik dışı çoçuğudur, babası asla belli olmamıştır (piç atması).

Michelangelo: 1475-1564, henüz 13 yaşında zamanın ileri gelen ressamlarından birine "eti senin, götü benim" denilerek çırak verilir. kalfalık döneminde yine zamanın zengin (ismi lazım değil reklam olmasın) ve ünlü bir ailesi tarafından himaye altına alınır. burada ölene kadar mermer oyar. 20'li yaşlarda sanat tarihine adını yazan bu zaat yüzünün çirkinliği ilede pek ünlüdür.

Raffaello: 1483-1520, 37. doğum gününde kuyruğu titreten talihsiz ressam bi evin içinde doğar bi evin içinde ölür. babasıda ressam olan Raffaello babasının ölümüyle "hah sıra bende" deyip fırçayı eline alır ve aynı atölyede ömrünü tamamlar.

malzeme, perspektif, ışık-gölge, kompozisyon gibi önemli unsurlarda resmi, heykeli bi basamak yukarıya taşıyan bu muhteşem dörtlü ruhuna el fatiha.

3 Haziran 2009 Çarşamba

uzun uzun Sanat Tarihi bölüm 2 (pompei)


pompei, şimdiki italyada bulunan ve şehrin finitosunu sağlayan venüz yanardağının eteklerine kurulmuş zamanının parisidir. pompei ahalisi, şehrin ticari konumu itibari ile fevkalade alım gücüne sahip, yediği önünde yemediği bulunmayan terbiyesiz kişilerdir.
o sıralar bu dingilleri dizginleyecek Allah korkusu veya kominist bi topluluk yoktur.
işte ençok kim sex yapacak, en güzel kimin evi gibi doyumsuzluğun sınırlarını zorlayan Zenginlik yarışı sanatıçının işine yarar.

evlerde resim, mozaik, rölyef olmayan duvar, heykel olmayan bahçe kalmaz. öyleki sanatçı ihraç eder şehir. sanatçılar farklılıklarını ortaya koymak için deliler gibi çalışırlar.

pompei şehri, pompei sanatı resim heykel için mihenk taşıdır. perspektif, mekan, gerçekçilikle resim sembolizmden sıyrılmıştır artık.

lakin; "1 kadın, 2 kadın olmadı komşumun körpe oğlunada kayıym" doyumsuzluğundaki pompei adamı kendisiyle birlikte pompei sanatınında kıyametini hazırlar.

not: pompei kelimesi "pompalamak" kelimesiyle akraba olabilirmi acaba. cümle içinde kullanalım "komşunun kızına pompei"

sonraki bölüm: leonardo, mikelanjelo, donetello, rafael. yani ninja kaplumbahalar.

uzun uzun Sanat Tarihi bölüm 1 (mağara resmi)


maymundan insana evrim olayının tam ortasında, yani akilbali olduğumuz halde ayaklarımızda el gibiyken start almıştır sanat tarihi. (yani kitablarda yazan bu. ben evrime inanmıyorum çünki pozitif bilimciyim, teori ispatlanırsa bakarız.)

Manitasına "duvarlara kazıdım aşkımızı" demenin hazzını tatmak için resim yapmaya başlar insan (götünde donu yok o sıra). ekmek, hak, toprak kavgaları henuz icat edilmediğinden, sanat tarihinin en güzel eserlerini verir "kaygısız".

haberleşmeyi, not tutmayı resimle çözmeye çalışan kıl yumağı atamız bu işi oldukça meşakkatli bulmuş olmalı ki resimlerini harf denen sembollere evirir. (bak burdaki evrim teori değil, buna katılıyorum). ta burdan , taaa antik döneme kadar pek kayda değer bi iş çıkmamıştır resim sanatı adına, çünkü harf kullanmak resim çizmekten kolaydır. "ne anlattın abi bu resimde" geyiği teee o ilkel yıllarda doğmuştur yani.

otla, bokla, isle, böcek kakasıyla yapılan mağara resimleri hakkında çok bile yazdım.

Sonraki bölüm: götçülükten helak edilen pompei ahalisi, ve bu oğlancılığın resim sanatına etkileri.

12 Mayıs 2009 Salı

özür

Mchlngl senden özür diliyorum, sen gelmiş geçmiş en güzel adamsın.

10 Mayıs 2009 Pazar

no sex!

25 yaşında neyi becerdiniz. bi insan 25 yaşında ne becerebilir. veya şöyle söyliym; bi işte zirve olmak için kaç sene çalışmalısınız ki o işin tarihinde yapılmış en iyi şeyi yapabilesiniz. 30-40 belkide bir ömür.

Peki bu adam yani Michelangelo bu heykeli yapabilecek seviyeye ulaşabilmek için kaç sene uğraşmıştır sizce. ön bilgi vereyim. "davut" isimli bu heykelin yapımı 3 seneyi bulmuş, 5 metrenin üzerinde ve yekpare memer. sanatçının 26 yaşındayken tamamladığı "davut", heykel sanatının baş yapıtı.

peki 26 yaşında millet güzel sanatlara hazırlık kurslarında kurşun kalem öğütürken nasıl olurda bu adam gelmiş geçmiş en iyi heykeli yapar.

13 yaşında ustasına emanet edilen bi çırak, atölyede geçen çocukluk, atölyede geçen ergenlik dönemi. aslında cevabı zor değil. adam çirkin, hemde öyle çirkinki yüzüne bakılası değil. manita yok arkadaş yok. başarı var.

9 Mayıs 2009 Cumartesi

ye kürküm ye!

beynimize vura vura, kakıla kakıla sokulan. "iyi şablon" diye zorla inandırılan (her nedense). milli değer diye sahiplenilen. heykelleri dikilen, kitapları yazılan, kahramanlaştırılan bi sürü şey, bi sürü insan var. çocukken pembe beynimize usulca, güzellikle yerleştirdiğimiz ve akilbali olduktan sonrada asla kahramanlığını, insanlığını sorgulamadığımız, hatta sorgulamayı günah değerlendirdiğimiz klişelerden biride 'nasrettin hodja'mızdır.

kimdir nasrettin (hoca demiyorum, bi değerlendirelim hak ederse hocada deriz, hazret bile deriz).

bizi güldüren (varsayalım), güldürürken düşündüren nasrettin göle yoğurt mayalıyormuş, adamın biri demişki hoca delimisin göl maya tutarmı, oda demişki ya tutarsa. sonuç: nasrettin manyak, ziyankar, sopalık deli.

adam gelmiş "hoca borcun var bana, ne zaman ödiycen" demiş, nasrettin:"bak diken ektim yolun kenarına , onlar büyüyecek, koyunlar gecerken dikenlerine yünleri takılacak, ben o yünleri satıcam borcunu ödiycem". sonuç: nasrettin borcuna sadık olmayan , sözünde durmayan sopalık deli.

hocayı düğüne almamışlar, gitmiş güzel bi kürk giymiş. kürkün hatrına almışlar içeri, yemek yerken kürkünü tabağa sokup "ye kürküm ye" demiş. sonuç: nasrettin uyanık, açıkgöz sopalık bi deli.

nasrettin kasabaya iniyomuş, köyün çocukları peşine düşmüş "hocam hocam bize düdük getir" demişler. içlerinden biride hocaya istediği düdüğün parasını vermiş. nasrettin kasabadan dönerken sadece paraveren çocuğa düdük almış. ve diğer çocuklara erol taş edasıyla "parayı veren düdüğü çalar" demiş. sonuç: sizi bilmem ama bu münasebetsiz adamı değil coluğuma çocuğuma örnek diye göstermeyi, kapıdan içeri sokmam.

saygılar, düşünen insanlara.

not: ulubatlı hasan diye birinin hiç yaşamadığını, fazarfen ahmet çelebinin galata kulesinden asla uçmadığını biliyormusunuz. neden: böyle yalanlara ihtiyacımız var.

6 Mayıs 2009 Çarşamba

GAVAT YELLERİ

Yaşasın yaşlanıyorum galiba; emosundan, saçlarıyapılı lakin götünde eşofmanla dolaşan kızına, tokyo otelinden, murat bozuna gençlik denen dallamalıklara fena halde kıl kapıyorum, hatta hatta söğüyorum (bakınız anlamadığınız tabirler kullanıyorum, neden? yaşlanıyorum).

Platon (Allah gani gani rahmet etsin) bu tür insanlara "yığın" derdi sohbetlerimizde, "abicim kırıcı oluyorsun bazen" diye sitem ederdim fakat kemale yaklaştıkça nede haklı olduğunu ve end lisanında bu tür lakırtıların zaman aldığını anladım (aras öpüyorum yanaklarını).

Neyse gelelim gençlere "alın bu sizin, bunlarda sizden" diye sunulan "gavat yelleri " dizisine. özetle şöyle dizi küçük bi kasabada üç velet var. bunlar kanka, bunlar dost, bunlar beşikten buyannı arkadaş. derken medeniyetin beşiğinden, alamanyadan akranları bi kızcaaz gelir ve aralarına katılır. mine (medeniyetten gelen), bu üç saf, biribirine kardeş kasabalı gence "bak bunlar çükünüz, aslı buda senin kukun" diyerek apış aralarındaki o vakte kadar sadece işemek için güneşe çıkarılmış uzuvlarını gösterir ve "bunları birbirine değdirince insan bi hoş oluyo" der. dizi başlar o anda. sanırım iki senedir süren bu GENÇLİK dizisinde herkes herkese değdirir, herkes herkesi bi hoş eder. kukular çükler fırdöner, yandım çavuş yetiştir hortumu tadında sürüp gider dizi. deniz mineye, aslı denize, aslının ablası denizin babasına, yamukağız öğretmenine, öğretmeni yamukağızın abisine, su yamukağıza, atakan su'ya , o ona bu buna. reyting düşmesin diye diziyi yazan arkadaş kombinasyon kalmadıkça diziye yeni kukular, yeni pipiler ekler. bu "sex and city" kıvamı sürüp gider. Vesaire.

insaf, bu gençlik dizisi değil. yaşını başını almış bi adamın (!) fantazileri vede kesesini doldurması. cebleri dolu vaziyette kendi cektiği diziyi izlerken masturbasyon yapmıyosa ne oliym.

eeee, bunu yiyen gençliğede yuf. anladıkmı?

4 Mayıs 2009 Pazartesi

"serbest meslekle uğraşıyorum"

bir zamanlar (etik kelimesi icad edilmeden evvel) meslek ahlakı diye bişey varmış, kişi meslek sahibi olabilmek için belli bir öğrenim sürecinden geçer, işinde ustalaşır, ahalinin saygısını kazanır ve akabinde mesleğinin bağlı olduğu zatı muhterem tarafından icazet verilirse (vede ustasının kefilliğiyle) işyeri sahibi olurmuş. mesleğini icra ettiği sürecede bu meslek odasının (şimdiki karşılığıyla) kontrolünde olurmuş. işte bundan dolayı bu kişilere farsça "ser-i best" yani türkçesi "başı bağlı" denirmiş.
"abi çiğköte revaçta ufak biyer açalım", "okul çıkışında kerane tatlısı satalım", "bi fotokopi makinası alıp paranın amına koyalım", efenime söyliym "sesim güzel bi kaset doldurayım", "bizim çoçuğun hesabı kuvvetli bi bakkal açalım" gibi lakırdılar edilemezmiş.
Yani "serbest" "ben açarım dükkanımı free takılırım, kendi hesabımı kendime veririm" değildir. baş anlamıda "ser", düğüm anlamında "best" ten oluşan farsça bir isim tamlamasıdır ve "başıbağlı" demektir.

21 Nisan 2009 Salı

yalancının kralıdır sanatçı, kimse bişi annamaz.

müzisyen (çalgıcı): " Allaaah, mis gibi CD binlerce hazır ritim, binlerce akor. hemmen yükle, dıp tıs dıptıs ver ritmi. ooooh hazır gitar sololar attır aralara, atasözleri kitabını aç hemen söz yaz; --sen bensizliği bilirmisin, sen hiç sensiz kaldınmı kiii, eşşeğe semeri yük olmaz demiştin, sen yük olmayı bile bilemedin din dinn diiiin" oooh kaydet, at düdüğe. tut studyonun yolunu"

Ressam: -- cevdet bey döktürmüşşünüz yine kuzum, --mersi şekerim temam tastamam 'kimliksizleşme' -- ay çok modern, çok çağdaş, perfect. tartsana 3-5 kilo. --Hay hay ben evinize yolliym asistanımla. --harikasınız kuzum, lakin üzerimde nakit yok evde yapayım ödemeyi. 3,5milyon sterlin vericem ona göre para üstü gönder cicim. --baş üstüne, bu arada götünüzde çok güzel.

romanist: hımmm! "...genç kadın usulca yanaştı yılların yaşanmışlığı kokan ceviz oyma masanın yanı başında duran asil ve az önce kumar masasında rakiplerini ütmüşlüğün guruyla dimdik duran delikanlının yanıbaşına ve 'ben bir türk kızıyım, cumhuriyet insanıyım, atamın izindeyim gelemem böyle antidemokratik işlere' dedi. delikanlı sarsılmıştı, elindeki kadeh parmaklarının arasından su birintisine düşen sararmış kuru yaprak gibi düştü. genç kadın araladığı kapıdan çıkmadan önce, ansızın döndü ve 'türkiye iran olmaz' diye çığlık attı ve gitti. -SON-". lan dur 200 sayfaya tamamlıym.

-devam edecek uykum geldi.-

9 Nisan 2009 Perşembe

eşşeğe Su kaçırma erdemliliği

TV'de dizi "aşkı memnu" (özet):
Adnan bihter'e aşık, bihter behlüle, behlül adnanın yiğeni, behlül elifle nişanlı, elif behlüle aşık ama hilmiyle yatıyo, hilmi nihatın babası, nihat peykerle evli, peyker behlülün eski sevgilisi ve bihterin kardeşi. beşir nihale aşık, nihal adnanın kızı ve behlüle aşık, beşir adnanın şöförü ve beşirede hizmetçi kız aşık. katya beşirle yatma derdinde ve firdevsin hizmetçisi, firdevs bihterle peykerin annesi ve adnana yanık. deniz nihalle bülentin mürebbiyesi ve adnana aşık. adnanla bihter evli ama bihter nihalle bülentin annesi değil, bihterle behlül biribirlerine aşıklar ama bihter evli behlül nişanlı. elif behlülle nişanlı ama hilmiyle yatıyo.

...ve bunlar bi evin içinde dönenler.

ah bu ellerim neden kürek gibi değil (bkz. Özo'nun elleri). şaklataydım şakaklarında, al al edeydim dimağlarını.